O Şarkı (2)… 27 February 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel , trackbackBu yazıyı 14 Şubat’da yayınlamak istedim günün anlamı açısından, O Şarkı’nın devamı olsun diye fakat gecikince yazmaktan vazgeçmiştim. Ta ki Antalya’daki bu boş otel odasında kafamı dinleyebilecek biraz boş an bulana dek.
O şarkı’yı aramadığımız monoton günlerimizde yaşadığımız, kıymeti menkulden öte gidemeyen sevgilerdeki manasız arayışlarımızın sonsuzluğunda koşturmaca şeklinde geçiyor yaşam.
İş dünyasında daha fazlası için koşuyoruz, spor salonlarında daha iyi görünmek için koşuyoruz ve dahası dişimizin kovuğundaki iştahımızı doldurmak uğruna birbirimizi bitirmek için koşuyoruz. Hırslarımızın, rol modellerimizin ve toplumsal harcama bilincimizin bize dayattığı sadakatsizliğin sebebini sorgulamak bir yana gündelik hayatımızın bir parçası olarak algılıyoruz. Üzerine yalandan acılar, acıları dindirmek için bi bu kadar daha tatminsizlik dozu alıyoruz. Doymuyoruz, doyamıyoruz…
Gururumuzu okşayan elektronik hazlardan umduğumuz medet telefonumuzdaki birkaç SMS ve bilgisayarlarımızdaki anlık iletilerden ibaretken, O şarkı’nın tınılarından ve sözlerinden aldığımız duygusal hazzı samanalevi sevgilerimiz sayesinde unuttuk.
Her yere bir geç kalmışlık, herşey için bir koşturmaca, her durum için geçici çözümler üretme alışkanlığının dayanılmaz hafifliğinin gelecekte bizlere sunacağı amansız çıkmazlar bilançolarımızda yok maalesef.
Şimdi O şarkı artık zihinlerin özlenen bir köşesinde, belki Seattle’da bir cafe’de yudumlanan bir kahvede, belki Zürih’de bir meydandaki heykelde, belki de yanıbaşımızda İstanbul’da bir alışveriş merkezinin sinema salonunda bir filmde…









Yorumlar»
Bir gün, çok da iyi tanımadığın ama tanıyormuşsun gibi hissettiğin güzel bir çocuk, sana daha önce hiç dinlemediğin bir şarkı dinletir ve sen hayatın aslında ne kadar basit ve güzel olabileceğini hatırlarsın…Çoktandır sinemaya gitmediğini farkedip en yakın alışveriş merkezinde bir sinemaya atarsın kendini ve elinde kahven güzel bir film izlersin…Hayat diye bir şey var dersin ve onu basitleştirmek en zorlu şey olsa da artık denersin. Daha önce hiç dinlemediğin güzel bir şarkı bazen hayatın ta kendisidir ve sana onu dinleten de artık hiç çıkmamak üzere girer kalbine. Hayatı hatırladı mı bir daha unutmamalı insan, sarılmalı dört elle. Güzel şarkılar ve onları hayatımıza getiren güzel çocuklar, iş, güç, yapılacak işler listeleriyle geçen kırık dökük hayatlarımızı ve koşturmaktan kırıldığını bile farkedemediğimiz kalplerimizi geri verirler bize; bize düşen de onları sevmek olur, hesapsız kitapsız ve sonuna kadar hayatın.
Sevgi nedirki aslinda.. bunun tanimini bilen varmi? Belkide sevginin bir tanimi yok… olsaydi o zaman herkeste yasanan sevgi ayni olurdu.. kimileri maddiyatla sevgilerini olcmezdi ya da de sadece gonullerine isik tutan bir askin pesinden gitmezdi…
Dedigin gibi, hep kosuyoruz ya da kosturuluyoruz… bu doyumsuzluk mu yoksa hayatin gerceklerimi bilinmez.. ama hepimizin bir sekilde bir seylere ulasmak istedigi bi gercek.. sorun aslinda kosmak degil, kosarken geride neler biraktigimiz ya da kaybettiklerimiz… bu kosu ugruna kirdigimiz kalpler, sevgiler ve hayatlar… Kosarken o sarkinin varligini, guzelligini kaybetmektir aslinda aci olan… “o sarki” hep var aslinda… ister bir mesaj otesinden olsun, ister yanibasinda olsun, ister bilgisayarin obur ucunda olsun… duymak isteyen, gormek isteyen, anlamak isteyen o sarkiyi bulmakta zorlanacagini sanmiyorum. Bir de yanlis olan ne biliyormusun, insanlarin sevgide hep birseyleri aramalari, bir cikar olmali bunda diyip o sevgiyi tuketmeleri, oldugu gibi yasamamalari. Peki bunda suc kimin? Sevgiyi veren ama paylasamayan mi, sevgiyi alip ta o sevgiye guvenmeyen mi, yoksa “o” kosturdugumuz hayatta mi suc? Yasamak mi sorgulamak mi?…sahip cikmak mi yoksa umursamamak mi? saygi duymakmi yoksa deger vermemek mi?… Iste burda “o sarki’yi” ya buluyoruz ya da kaybediyoruz…
Hayata, sevgiye, sevgiliye deger veren, “ o sarkinin” tilsimlarinda hala kendini bulabilen herkese sevgiler…
İnsan kendini sevmekle başlamalı herşeye. İnsan kendine saygı duyarak saygı duymalı herşeye. İnsan kendini benimsediği gibi sahip çıkmalı herşeye. İnsan aynaları sevmeli, saygı duymalı, onlara hep sahip çıkmalı, değer vermeli, her gün bakmalı, gerekiyorsa silmeli üzerindeki tozları acıtmadan…
Cok haklisin Yavuz, hersey insanin kendisinde basliyor…bunu basarabiliyorsak ne mutlu…