navigasyona atla

Pahalı Açık Sistemler? 31 March 2008

Yazan Umut AYDIN, Kategori : Bilişim, Yazılım , trackback

Koca bir ayı bir tek kelime yazmadan geçirmem sanırım oldukça alışılmışın dışında bir durum olurdu. Geçtiğimiz ayın benim için ziyadesiyle yoğun olmasını buraya yeterince yazamamam sebebiyle anlamak mümkün.

Yine direkt konuya girme niyetindeyim. Oldum olası ülkemiz bilişim sektörünün anlamsız amatörlükle ilerlemesine önemli bir sebep olarak da nitelikli bilişim basınının olmamasını göstermişimdir ki hayati derecede öneme sahip  bu sektörün (bilişim basını) bir temsilcisi bugüne değin bu söylemlerim için “hayır kardeşim yanlışsın” dememiştir.

An itibariyle sektör dergisi olarak bizlere her hafta gönderilen ve içine verdiğiniz para kadar haber (aslında basın bülteni) sığdıran bir yayın haricinde sektörel bazda varlık gösteren aklı selim başka bir yayın ne görüldü ne duyuldu. Son kullanıcı pazarına yönelik yayınlarda halen her iki sayıda bir ASP.NET ile “Hello World” yazmayı öğretmekten ve içi yığınla boş uygulamalarla dolu DVD’ler vermekten öte bir adım atmış değiller. Özünde bu yaklaşım benimde vakt-i zamanında yazarlık yaptığım dönemlerde, yani Türkiye’de bu işin ilk başlamasından beri aynıdır. Bilişim ürünleri kullanımında penaterasyonun belirli bir ölçüye ancak gelebildiği bir süreçte olduğumuzu göze alacak olursak son kullanıcıya yönelik bu yayınların halen bu şekilde yayın yapmalarında bir yanlışlık da görmemek gerek esasen.

Sektöre yönelik yayın çıkmamasını da kısmen doğru görmek lazım, Türkiye’de TechRepublic gibi bir yayın olsa buna yazabilecek kaç nitelikli bilişim yazarı veya sektör uzmanı bulunur, dahası böyle bir talep sektörümüzden gelir mi bu da başlıbaşına bir tartışma konusu. Bundan seneler evvel ZDNet’in Türkiye’de bir girişimi olmuştu hatırlayanlar bileceklerdir, fakat o zamanlar da haliyle biraz fazla gelmişti memlekete. Bu konu ile ilgili istikrarlı bir inat sergileyen turk.internet.com ise halen gözümde tek lider.

Bugün bu konuya değinmemin de bir sebebi mevcut. Geçtiğimiz günlerde sevgili Serdar Kuzuloğlu ve Timur Sırt’ın internet projeleri olan teknosohbet.tv‘deki yayınlarından birinde yaptıkları Open Source muhabbetini izledim. Serdar’da Timur’da senelerdir bu sektörün içinde olan insanlar ki Serdar aynı zamanda uzun süredir tanıdığım ve sevdiğim biri. teknosohbet.tv bence son kullanıcılar için oldukça faydalı, Türkiye’de denenmemiş ve özellikle Serdar’ın kendine has üslubuyla başarıyı yakalamış bir proje oldu. Umarım daha uzun süre devam eder.

Öncelikle bazı şeyleri baştan ayırt etmek gerekiyor, Windows-Linux rekabeti ve Açık Kaynak farklı konular, Linux’ın açık kaynak toplulukları ile anılması elbette bu işin amatörleri için oldukça normal ki Serdar ve Timur’da programlarında IBM ve HP’nin Linux pazarından kazandıklarına değinirken bunu da belirtmiş oldular. Açık kaynak topluluğu içerisinde Windows tabanlı sistemlerin de bulunduğu platformlarda sıkça faaliyet göstermekte.

Yıllardır devletimizin neden açık sistemlere (Linux) gibi geçiş yapmayıp Microsoft’a milyon dolarlar harcadığına dair bilgisizliğin göstergesi tartışmalar yapılır Türkiye’de. Oysa bilinmez ki Microsoft’un geçtiğimiz seneye kadar Devlet segmentinden ettiği gelir toplamın %5′i civarındadır ve bu rakam dünya üzerindeki diğer Microsoft ofisleri ile kıyaslandığında aslında pek anlam ifade edecek nitelikte değildir. Bunun sebebi Microsoft’un kamuya yönelik çözümlerde rakiplerinden daha geride olmasından kaynaklanmaz (detaylı bilgi için: http://www.microsoft.com/government).

Bu sektör içerisindeki herkes bilir ki kamuda  işlevsellik alım için tek kriter değildir maalesef. Senelerdir Oracle ve IBM kamuya oldukça ciddi satışlar yapmaktadır ve bunların hatırı sayılır bir kısmı da *nix tabanlı sistemlerde faaliyet göstermektedir. Elbette ihtiyacın belirlenip, ölçümlenip, bu doğrultuda uygun implementasyonlar yapmak kamu yararına olacaktır fakat ülkemizdeki en büyük 10 kamu projesini ele alalım, hangi biri tam manasıyla başarıya ulaşmıştır? Veya hangi biri ölçeklenip doğru biçimde uygulanmıştır? Şahsen avukatımın her zaman UYAP’a küfür ettiğine şahit oluyorum, bu ölçekte bir sistemi herhangi bir Linux distro’su üzerinde MySQL ile çalıştırdığımızı düşünmek bile istemem ki burada ORACLE’dan söz ediyoruz ve uygulama sunucuları da ORACLE ve IBM sistemleri üzerinde koşmakta ve emin olun bu sistemler hiç de hafife alınacak platform ve bedellere sahip değiller. Yeterince para harcıyoruz, kocaman serverlar ve sistemler alıyoruz fakat halen verim sağlayamıyoruz, demek ki burada sorulması gereken soru nereye ne kadar lisans ücreti verdiğimizden öte bu tip projelerde ne tür uygulama geliştirme ve entegrasyon yolları izlediğimiz. Ayrıca SQL Server’ın fiyatını yüksek bulan Serdar’a bir de ORACLE tarafındaki fiyatları incelemesini tavsiye ederim :)

Açık Kaynak (Open Source) ise fikrimce uygun kullanıldığında bir tehditten ziyade, gelecekte platformlara sağlanmış kaçınılmaz bir iş modeli olarak önümüze çıkıyor olacak.

Bu konu ile ilgili sizlere Harvard Business Review‘in Nisan 2008 sayısında yayınlanan ”Open Source: Salvation or Suicide” başlıklı makaleyi okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Paylaş:
These icons link to social bookmarking sites where readers can share and discover new web pages.
  • Facebook
  • bodytext
  • del.icio.us
  • Mixx
  • Google
  • TwitThis
  • Sphinn

Yorumlar»

1. bumbala - 6 April 2008

öncelikle bu güzel yazı için teşekkürler umut bey. ama “Yıllardır devletimizin neden açık sistemlere (Linux) gibi geçiş yapmayıp Microsoft’a milyon dolarlar harcadığına dair bilgisizliğin göstergesi tartışmalar yapılır Türkiye’de.” cümlenize takıldım ben. open office varken neden kurumumuzda microsoft office o kadar para verdirelim ki, bu konuyu tartışmayalım mı kurumumuzdaki yöneticilerle?

2. Umut AYDIN - 7 April 2008

Merhabalar,

Bilişim yönetimi bütün itibariyle ihtiyaca yönelik strateji ve yatırım planlamasını barındırır özünde. Benim yazıda belirtmek istediğim Microsoft dışı teknolojilere yapılan stratejik yatırımların dolaylı yoldaki fazlalığıydı.

Tabii ki buradaki kastım Office client’larından öte, elbetteki gereksinimin üstündeki noktalarda Open Office ve benzeri uygualamalar kullanılarak bir tasarruf sağlanabilir ki bunda da yanlış hiç bir nokta yoktur. Belirttiğim üzere tamamiyle ihtiyacın ölçeklendirilip belirlenmesi ile ilgili bir durum.

Ancak kritik iş sistemlerinin koştuğu uygulamarda da bu tip ölçekleme çalışmaları doğru olarak yapılıp fiyat/performans ve gereklilik kriterleri doğrultusunda yatırım yapılmalıdır.

3. Ansugo - 17 April 2008

Nitelikli yayinlara nitelikli icerik olusturmak icin oncelikle bu isten para kazanmamiz ya da para kazanmak icin yazmaya ihtiyacimiz olmamasi (yani hobi olarak bu isi yapmamiz) gerekiyor. Eger bu iki ihtimalden birini kisi sagliyorsa catir catir yazi cikartir, catir catir birseyler uretir. ( Tabii MS cephesinde kendini korumaya almis bircok kisi var. Ama “farazi icerikleri” (1) saymazsak gene en cok dokuman, makale, tutor mutor open source fanatiklerinden cikiyor. Istatistikler icin bkz google filam )

Ancak Turkiye’de 1. Yazdigimizdan kazanamiyoruz, 2. Parasizliktan yazmaya zaman ayiramiyoruz. Haliyle bahsettigin gibi siteler, magazinler turemesi TR’de uzunca bir sure daha mumkun degil.

UYAP konusu ise daha bir enteresan. UYAP egitimi alan bir arkadasima egitimler nasil gidiyor diye sormustum. “Gitmiyor ki. Genelde 15 dakika sonra sistem cokuyor, sisiyor ya da birseyler oluyor; anlatan morariyor sarariyor birakiyoruz” demisti.

Yani UYAP’ta buyuk bir sirketin -Java-Oracle her ne haltsa- bir sekilde kalitesiz birsey uretip devlete itelemesinden ote birsey gibi gorunuyor. ( En son aldigim duyumlara gore UYAP calistirmak icin adliyelerde PC Yenilemesi yapmalarina ragmen makineler gene kaldirmiyormus. Ek olarak sistemde acaip sorunlar basgosteriyormus vs. ) Oysa ki buyuk bir sirket icin, daha dogrusu onune gelen her devlet ihalesini bir sekilde alan sirketler icin UYAP ya da baska bir proje onemli degil. Cunku devlet nasil oluyorsa “bunlar isi biliyor” diyerek onlara veriyor, haliyle onlarda iteliyor. Ayni isi sartsa Java ile degilse herhangibir teknik/teknoloji ile yapabilecek ve “ac ve sefil” olduklari icin referans olmasi acisindan deli gibi calisip mukemmele yakin bir is cikaratabilecek bircok kucuk firma var.

Yani ozetle bana gore buradaki sorun IBM, ORACLE, MS, JAVA su bu kullanmak degil. Cunku biliyoruz ki her teknoloji-teknik ile ayni sey farkli sekilde ama istenirse muhakkak hatasiz bir sekilde yapilabilir. Ama bu zannedersem bazi kimseler tarafindan bilinmiyor.

Kaldi ki bir ulkenin girimcileri KOS-GEB gibi sacma salak seylerle muhatap etmeden kalkindirmak icin belli politikalari olmali diye dusunuyorum. Girisimcileri ya da kucuk firmalarida ancak boyle ornek projeleri buyuk firmalara vermeyerek gelistirebilirler. Tabii devlet 1 milyon dolara birkac senelik kucuk bir firmaya isverip sularini cikarmak yerine 20 milyon dolara buyuk bir firmaya verebiliyor. Eh verdigini de goruyoruz, altina etmeyen 1 tane devlet projesi yok. Demek ki denebilir ki bu isin parayla, ortamla, sistemle alakasi yok. Bunun olsa olsa cehaletle alakasi olabilir.

Gerci bunlari buradan soylemenin ne faydasi var orasi da mechul.

(1) Farazi icerik dedigim yuvarlak yazilar. MS’in 2009 planlari gibi. Sosyetik bir dille yazilmis yazi gibi duran ama aslinda size birsey vermeyen yazilar. MS’in destekledigi bircok kisinin sitesi boyle yazilarla dolu. Bu konuyla ilgili uzun bir tez yazilabilir hatta. Tabii bu olay sadece TR’de degil diger ulkelerde de ayni sekilde. Bir farazi yazi yazip kimsenin anlamadigi seyler ortaya cikarma gibi bir populer kultur zimbirtisi var. Sebebini cozen beri gelebilir.

4. Umut AYDIN - 19 April 2008

Aynı noktalara değinmişiz Faruk’cuğum, zira yazıdada belirttiğim üzere konu teknolojilerin performansları ve mimarilerinden öte proje oluşturma, yönetme ve uygulama ile ilgili eksiklikten ibaret.

Teşviklerle ilgili konuda ise tamamiyle haklısın kendisini yönetemeyen KOS-GEB gibi bir yapı mevcutken memlekette genç girişimcilerin start-up larını bir yere getirmelerine imkan yok, aynı şekilde Tübitak ve Avrupa birliği fonları da ortada.

Dahası bugün kendini Türkiye’nin en büyük bankası olarak lanse eden bankaların dahi Kosgeb fonlarıyla ve alanlarında faaliyet gösterdiğini göz önünde bulundurursak, dahası bahsettiğin o büyük firmaların aldığı her ihaleyi AR-GE projesiymiş gibi gösterip ihale bedelini en başında fonladıklarını düşünürsek memlekette akıl ve emek gücüyle değer oluşturma sıkıntısının gençler için ne zorlukta olduğu ile ilgili bir fikir vermiş oluruz sanırım.

Bu konu başlı başına bir tartışma mevzusu olabilir, olmalıdır da. Ama çözüm üretilebileceği konusunda emin ol en ufak bir umut beslemiyorum içimde.

Soonraki karede “Silicon Valley’deki başarılı Türkler”‘le olan röportajlarda “Ülkenize dönmeyi düşünüyormusunuz” sorusuna verilen “ne gerek var ki?” anlamındaki şaşkın surat ifadesini hatırlatmak isterim.

5. Dursun İÇCAN - 25 July 2008

:) Uyap projesi eğlenceli olmuştu. Cem yılmaz’ın dediği gibi eğitim şart Kullanıcılara Uyap eğitimi verildi fakat Temel bilgisayar eğitimi verilmedi, Adam gelmiş 40-50 yaşına bu yaşımdan sonra bilgisayar’mı öğrenecem diyor ve isyan bayrağını çekiyor, ikincisi XML faciası Avukat toplumunun kullanmış olduğu programların Convert işlemine başladığında uygulamanın çatlaması ve convert işleminden vazgeçmesi ile oluşan bozuk dosyaları uyap’a upload etmeye çalıştıklarında kendini kaybedip camdan atlamaya çalışması gibi durumlar ortaya çıkmıştı. Bu tip ve buna benzer hadiseler sonucu Uyap bir MS platformunda olsa idi sizce sorun düzelirmiydi,



Bu sitede yayınlanan yazılar ve yorumlar yazarlarına aittir. Yorumlar ile ilgili hiçbir yasal mesuliyet kabul edilmez.