Virtualization? 18 June 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Bilişim, Yazılım, Microsoft , 2 yorum
Geçen hafta Sitebuilders‘daki ateşli tartışma esnasında yazdığım bir yanıtı burada da paylaşmak istedim.
Şahsım adına hem Microsoft hem VMWare tarafında hala alınması gereken çok yol olduğunu düşünüyorum .
Fakat projelerini gerçekleştirdiğimiz üç büyük kurumda ESX üzerine kurulu başta SQL Server 2005, SharePoint Server 2007 ve BizTalk olmak üzere çeşitli platformlarla büyük büyük veri ve transactionlarla dolu üç proje deneyimim oldu.
Bunlardan yalnızca birinde oldukça yetkin bir kullanım olduğundan bize dönen bir sorun olmamakla birlikte donanım açısından gani gani kaynağa sahip iki case’imizin birinde ESX’e geçtiğimiz günün ertesinde SQL Server tarafında çeşitli sorunlarla karşılaşmaya başladık ki bunun başında en basit sorgularda (hatta bazen sorgu olmaksızın) SQL Server’ın CPU kullanımının %100’e vurduğuydu.
Yine herkes tarafından bilinen bir diğer konu veritabanı sistemlerinde asıl performansı belirleyen ölçütün sorgu katmanlarında yapılan geliştirmelerdir. Çoğu versiyon upgradelerinde esas geliştirilen konu da bu katmandır ve veritabanı sistemleri bu katmanda disk/memory vb. öğeleri esas alarak çalışır.
Daha evvel SQL Server ekibinin konu ile ilgili fikirlerini bildiğimden durumu olağan karşıladım, sanallaştırılmış altyapıda I/O kullanımından mütevellit tüm veritabanı sunucusu ürünlerinde (Oracle, SQL Server..) sorunlar yaşandığı herkes tarafından biliniyor. Bu tip sorunlara aynı bizim olayımızda olduğu gibi VMWare sonradan farklı parametrelerle çözümler sunabiliyor ancak çekirdek sorunun orada durduğu herkes tarafından biliniyor.
Elbette yoğunluğu ve büyüklüğü büyük veritabanı ve uygulamaların çalıştığı sanal platformlar mevcut, bizim de production’da çalıştırdığımız projeler de buna dahil, fakat sanallaştırma teknolojileri ne kadar ilerlerse ilerlesin üzerinde çalıştırdıkları iş uygulamaları tarafında gerekli optimizasyonlar ve bu platformlara yönelik geliştirmeler yapılmadığı sürece kritik iş uygulamaları için bir risk olarak görüyorum deneyimlerime dayanarak(!).
Dolayısıyla ortada olan bu tartışma bir Ferrari F430 ve Lamborghini Gallardo’yu normal lastikler takılı olarak akşam 6’da köprü trafiği üzerinde test etmekten öte görünmüyor, netice olarak ne kadar iyi olurlarsa olsunlar yapılabilecek sürat belli.
Ne zaman bu platformlara spesifik iş uygulamaları ortaya çıkar (ki bu kısa vadede olabilecek birşey değil) ve sorunsuz büyük işletmelerde kritik uygulamalarda kullanılır o zaman avantaj ve performans değerleri konuşulur. Aksi takdirde bu ortamlara kurulan salt işletim sistemi ve birkaç gündelik iş yapan uygulamalardan oluşan platformlar üzerine zaten konuşmak manasız.
Elbette sanallaştırma çok büyük kaynak ve yönetim avantajı demek, fikrim ve ümidim kendileri ile birlikte üzerinde koşan uygulamaların da bu platformlara uygun hale getirilip bu avantajları yaşamakla birlikte şahsi tercihim uzun bir süre özellikle kritik sistemlerde kullanmamak yönünde olacak.
Pahalı Açık Sistemler? 31 March 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Bilişim, Yazılım , 5 yorumKoca bir ayı bir tek kelime yazmadan geçirmem sanırım oldukça alışılmışın dışında bir durum olurdu. Geçtiğimiz ayın benim için ziyadesiyle yoğun olmasını buraya yeterince yazamamam sebebiyle anlamak mümkün.
Yine direkt konuya girme niyetindeyim. Oldum olası ülkemiz bilişim sektörünün anlamsız amatörlükle ilerlemesine önemli bir sebep olarak da nitelikli bilişim basınının olmamasını göstermişimdir ki hayati derecede öneme sahip bu sektörün (bilişim basını) bir temsilcisi bugüne değin bu söylemlerim için “hayır kardeşim yanlışsın” dememiştir.
An itibariyle sektör dergisi olarak bizlere her hafta gönderilen ve içine verdiğiniz para kadar haber (aslında basın bülteni) sığdıran bir yayın haricinde sektörel bazda varlık gösteren aklı selim başka bir yayın ne görüldü ne duyuldu. Son kullanıcı pazarına yönelik yayınlarda halen her iki sayıda bir ASP.NET ile “Hello World” yazmayı öğretmekten ve içi yığınla boş uygulamalarla dolu DVD’ler vermekten öte bir adım atmış değiller. Özünde bu yaklaşım benimde vakt-i zamanında yazarlık yaptığım dönemlerde, yani Türkiye’de bu işin ilk başlamasından beri aynıdır. Bilişim ürünleri kullanımında penaterasyonun belirli bir ölçüye ancak gelebildiği bir süreçte olduğumuzu göze alacak olursak son kullanıcıya yönelik bu yayınların halen bu şekilde yayın yapmalarında bir yanlışlık da görmemek gerek esasen.
Sektöre yönelik yayın çıkmamasını da kısmen doğru görmek lazım, Türkiye’de TechRepublic gibi bir yayın olsa buna yazabilecek kaç nitelikli bilişim yazarı veya sektör uzmanı bulunur, dahası böyle bir talep sektörümüzden gelir mi bu da başlıbaşına bir tartışma konusu. Bundan seneler evvel ZDNet’in Türkiye’de bir girişimi olmuştu hatırlayanlar bileceklerdir, fakat o zamanlar da haliyle biraz fazla gelmişti memlekete. Bu konu ile ilgili istikrarlı bir inat sergileyen turk.internet.com ise halen gözümde tek lider.
Bugün bu konuya değinmemin de bir sebebi mevcut. Geçtiğimiz günlerde sevgili Serdar Kuzuloğlu ve Timur Sırt’ın internet projeleri olan teknosohbet.tv‘deki yayınlarından birinde yaptıkları Open Source muhabbetini izledim. Serdar’da Timur’da senelerdir bu sektörün içinde olan insanlar ki Serdar aynı zamanda uzun süredir tanıdığım ve sevdiğim biri. teknosohbet.tv bence son kullanıcılar için oldukça faydalı, Türkiye’de denenmemiş ve özellikle Serdar’ın kendine has üslubuyla başarıyı yakalamış bir proje oldu. Umarım daha uzun süre devam eder.
Öncelikle bazı şeyleri baştan ayırt etmek gerekiyor, Windows-Linux rekabeti ve Açık Kaynak farklı konular, Linux’ın açık kaynak toplulukları ile anılması elbette bu işin amatörleri için oldukça normal ki Serdar ve Timur’da programlarında IBM ve HP’nin Linux pazarından kazandıklarına değinirken bunu da belirtmiş oldular. Açık kaynak topluluğu içerisinde Windows tabanlı sistemlerin de bulunduğu platformlarda sıkça faaliyet göstermekte.
Yıllardır devletimizin neden açık sistemlere (Linux) gibi geçiş yapmayıp Microsoft’a milyon dolarlar harcadığına dair bilgisizliğin göstergesi tartışmalar yapılır Türkiye’de. Oysa bilinmez ki Microsoft’un geçtiğimiz seneye kadar Devlet segmentinden ettiği gelir toplamın %5′i civarındadır ve bu rakam dünya üzerindeki diğer Microsoft ofisleri ile kıyaslandığında aslında pek anlam ifade edecek nitelikte değildir. Bunun sebebi Microsoft’un kamuya yönelik çözümlerde rakiplerinden daha geride olmasından kaynaklanmaz (detaylı bilgi için: http://www.microsoft.com/government).
Bu sektör içerisindeki herkes bilir ki kamuda işlevsellik alım için tek kriter değildir maalesef. Senelerdir Oracle ve IBM kamuya oldukça ciddi satışlar yapmaktadır ve bunların hatırı sayılır bir kısmı da *nix tabanlı sistemlerde faaliyet göstermektedir. Elbette ihtiyacın belirlenip, ölçümlenip, bu doğrultuda uygun implementasyonlar yapmak kamu yararına olacaktır fakat ülkemizdeki en büyük 10 kamu projesini ele alalım, hangi biri tam manasıyla başarıya ulaşmıştır? Veya hangi biri ölçeklenip doğru biçimde uygulanmıştır? Şahsen avukatımın her zaman UYAP’a küfür ettiğine şahit oluyorum, bu ölçekte bir sistemi herhangi bir Linux distro’su üzerinde MySQL ile çalıştırdığımızı düşünmek bile istemem ki burada ORACLE’dan söz ediyoruz ve uygulama sunucuları da ORACLE ve IBM sistemleri üzerinde koşmakta ve emin olun bu sistemler hiç de hafife alınacak platform ve bedellere sahip değiller. Yeterince para harcıyoruz, kocaman serverlar ve sistemler alıyoruz fakat halen verim sağlayamıyoruz, demek ki burada sorulması gereken soru nereye ne kadar lisans ücreti verdiğimizden öte bu tip projelerde ne tür uygulama geliştirme ve entegrasyon yolları izlediğimiz. Ayrıca SQL Server’ın fiyatını yüksek bulan Serdar’a bir de ORACLE tarafındaki fiyatları incelemesini tavsiye ederim
Açık Kaynak (Open Source) ise fikrimce uygun kullanıldığında bir tehditten ziyade, gelecekte platformlara sağlanmış kaçınılmaz bir iş modeli olarak önümüze çıkıyor olacak.
Bu konu ile ilgili sizlere Harvard Business Review‘in Nisan 2008 sayısında yayınlanan ”Open Source: Salvation or Suicide” başlıklı makaleyi okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Gayipten Mütevellit Kehanetler -1- 2 September 2007
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel, Bilişim, Yazılım, SharePoint , 2 yorumGeçtiğimiz post’da MOSS 2007 üzerinde Lookup’larla oluşturduğumuz listelerde yaşadığımız problemlerden söz etmiştim biraz. Müşterilerimizden birinde durum kritik bir hal aldığından Microsoft tarafında bir case açtırdık (bununla ilgili detayları Salih’in blogundan takip edebilirsiniz).
Durumla ilgili gelen e-maili aynen size burada yayınlamak isterdim fakat altındaki akıllıca yazılmış gizlilik notu sebebiyle vazgeçtim.
Sonuç itibariyle MOSS üzerindeki listelerimizde ”Item-Level-Permission” ve kolonlarımızda “Multiple value” kullanmamamıza dair enteresan derecede komik bir öneri aldık. Ancak daha komiği bu problemin çıkacak olan SP1 ile belki çözülebileceği yanıtıydı.
Daha evvel bir yorumumda da belirttiğim üzere yatay yaygınlaşmanın baz alındığı ürün geliştirmelerinde elbette benzeri problemler olacaktır, fakat problemlerin bu basitlikte olması benden ziyade IW yatırımı yapan karar merciileri tarafından düşündürücü olabilir.
Gerçi düşündüm de, Türkiye’de böyle bir problemimiz de yok. Bazen derin analiz ve planlama alışkanlığı olmayan, daha doğrusu kurumlarının bir çoğunun bilişim politikası üretmekten yoksun bir ülkede bu işi yapmanın avantajları da oluyor. İşte ağlamamız gereken halimize güldüğümüz anlardan biri de bu’dur.
Ciddi bir açıktır ve maalesef ki, sektörün ülkemizdeki en büyük temsilcileri dahi bu konuda müşterilerini bilinçlendirmemektedir. Zira birçoğunun yerel kadrosunda zaten bu bilinci sağlayabilecek yapı da yoktur. Fakat bu endüstride gelişmekte olan ülkelerde gidilecek yol zaten bellidir. Tren rayı takip etmek zorundadır, makinistin ne hızla sürdüğünün önemi yok.
Gelecekte kesinlikle bol rekabet ve akılcı BT yönetimi şart olacak, kurumların BT yoluyla elde edeceği verimliliğin maksimum seviyeye çıkarılması esas bir hal alacak ki bu sebeple artık bir strateji oluşturup ciddi anlamda düşünerek yatırım yapma yoluna gidilecek. Maalesef bu noktada sektör şirketlerinin büyük bir kısmı için kehanet eskilerden bir Sezen Aksu şarkısı gibi olacak.
Ancak bu durumun artıları da azımsanmayacak ölçekte olacak. Şöyle ki; ayakta kalmayı becerebilenler bilendikleri tecrübe sayesinde uluslararası pazarda rol oynayabilme kabiliyetini elde edecekler. Dahası ülkemiz ekonomisinde, bilişim sektöründeki rakamsal ölçekteki büyüme mevcut yapıdaki hengamede “olur alalım da nasıl olursa olsun” tarzındaki yaklaşımın ortadan yok olmasından mütevellit artacak ister istemez. İşletme stratejileri dahilinde bulunan ve mübah sayılan bu ilk girişim örneklerinin mevcudiyetleri hizmet sağlayıcıların finansal güçleri orantısıyla kabul edilebilir seviyelerde uygulanabilir pek tabii. Fakat bu senaryodaki acı verici durum; maalesef gelişmekte olan sektör şirketlerinin bu tür rekabet silahları sebebiyle dolaylı yoldan erken yok olma tehlikelerine maruz kalmaları.
MOSS’dan başlayıp nerelere geldik, ki yeterince zaman olduğunda eminim daha yazıp konuşabilecek çok şey bulabiliriz. Bugünlerde konferans, sohbet vb. ortamlarda bir araya gelemiyoruz maalesef vakit azlığından. Ama en yakın zamanda bir organizasyon dahilinde bir arada olup bu konuları uzun uzun irdeleriz umarım.
Hepinize iyi haftalar.
Not: Salih yukarıdaki sorunla ilgili bir fix yazdı sanırım ihtiyacı olanlar irtibata geçebilirler.
Websphere Extensions 26 March 2007
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Yazılım , yorum ekleTahminimce Websphere‘ cilere gün doğmuştur. Zira artık Google‘ın kişisel arayüzlerinde kullanılan eklentiler IBM‘in Websphere portalinde de kullanılabiliyor.
Biz her zamanki gibi yazalım webpart larımızı güzelim MOSS’umuz için.
