IPR? 5 June 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel, Bilişim, İş Dünyası , yorum ekleInternet’in icadından beri en sık duyduğumuz terimlerden biri de IPR’dur. Intellectual Property Rights (Fikri Mülkiyet Hakları) sayesinde Silicon Valley’e sabah otobüsle gelip akşam Porsche ile dönen insanlar, sabahlara kadar kafa patlatıp yatırımcılara iş gösterme maksadıyla kendilerini heder eden bilişim çalışanları ve fikir sahipleri özellikle fikir mülkiyetine daha çok önem ve saygı gösteren Amerika gibi ülkelerde dot.com zamanlarında gayet revaçtaydılar.
Muassır medeniyetlerin belirli aşamalara gelmesinin başlıca sebebi kişilerin bu ve benzeri haklarına olan saygıdan öte bizim çok övündüğümüz ancak reelde pek de sahip olmadığımız ahlak kavramına kendilerinin gerçek manada sahip çıkmalarından kaynaklanıyor. Bu iddiama yaşamın her alanında rastlamanız mümkün, gayri meşru yollardan kazanç elde edenlerin bir süre kötü insan olarak nitelendirilip daha sonra beyfendiden sayılmaları gayet olağan bir durumdur bizde, aynı durum iş dünyası içinde geçerlidir. Bakınız ülkemizdeki korsan yazılım kullanımı ve bunun meşru sayılması, bununla birlikte ülkemizdeki sözde yatırımcıların start-up larda fikir sahibi veya tüm ceremeyi çekip şirket değerini belirli bir aşamaya getiren yöneticilere karşı çiğ tutumları da bizde sıkça rastlanır.
Tabii ki durumu çift taraflı düşünmekte fayda var. Zira ülkemizde fikir sahiplerini koruyan kanunlar olmakla birlikte şirket sözleşmelerinin de kanunlar karşısında yaptırımı mevcut. Ancak yaşanan bir diğer sıkıntı da hiç bir şirketin kuruluş aşamasında reel sermaye belirtmeyip daha sonra iş görenleri sermaye arttırımları ile dışarıda tutulmaları.
Bu yazıyı yazmamın sebebi geçtiğimiz günlerde sevdiğim bir arkadaşımın başına gelen olayları blog’unda anlatmış olması. Deniz’le 99′dan beri tanışıyoruz, kendisini tanıdım tanıyalı ilginç ve yenilikçi fikirler üretip uygulamaya çalışır ki bunlardan en bilindiği ReklamGiy‘dir bildiğim kadarıyla.
Bundan takiben 2,5 yıl evvel Contact Center, Call Center ve CRM ağırlıklı çalıştığım yabancı bir şirketteyken Deniz yine ilginç bir fikirle geldi.
Çağrı merkezlerinin maliyetlerini düşürecek bu yeni servis aslında dışarıda kullandığımız internet üzerinden hizmet veren bir bot gibi görünmekle birlikte Deniz bu sistemin etrafına farklı fonksiyonaliteler eklenebileceğini söylüyordu. Hiç unutmam bir kış günü evime gelmişti köpeği ile (Roco
), bana projeden bahsettikten kısa bir süre sonra Levent civarında TargetYouth ofisinde tekrar bir araya gelip bir görüşme daha yapmıştık, o zamanlar Robodostum olan proje sunumu için benden de bir brief istemişti.
Daha sonra olayın teknolojisi üzerine kafa patlattığı süreler de fikir alışverişinde bulunduk. Ancak sonraları benim EXEDRA ve grup şirketleri ile ilgili olan çalışamalarım sebebiyle konudan uzak kalmak zorunda kaldım.
Geçtiğimiz günlerde Deniz’in blogunda projesinin akıbeti ve deneyimlerini üzülerek ve büyük bir kızgınlıkla okudum. Gelişimin başlangıcını bilen biri olarak bu tür süreçlerin varlığı ve halen ülkemizde gerçek fikir mülkiyetine karşı insanların takınabildiği saygısızca tutum ülkemizde gerçekten iyi iş fikirleri ile kalıcı birşeylerin yapılabileceği ümidini yitirmeme sebep oluyor.
İlgili linkler:
http://denizoktar.wordpress.com/2008/05/25/intellectual-property-rights-botego/
http://denizoktar.wordpress.com/2008/05/28/update-on-botego-post-sue-threat/
http://denizoktar.wordpress.com/2008/05/30/botego-davasi-tartisma-etigi/
Yasaklanacak Ne Kaldı? 8 May 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel, Bilişim , 1 yorum eklendi
Bu hafta bir YouTube geleneği daha gerçekleşti. İşin komik tarafı TK’nın YouTube’dan Türkiye’de resmen temsil edilebilir bir yapıya girmesini istemesi oldu. Öyle bir yapıya hangi genel müdürü kurban ederler bilinmez. Düşünsenize sırf YouTube Türkiye’ye genel müdür’lük yaptığınızdan bir gece evinizde uyurken polis tarafından gözaltına alınmamanız şans meselesi olur.
Daha ne kadar dağa küsen tavşan olup kafamızı kuma gömeceğiz belirsiz. En demokrat geçinen iktidarlar zamanında bile polis devleti olma alışkanlığımızı bırakabilmiş değiliz. Bunun en somut örneğine 1 Mayıs’da şahit olduk.
Aşağıda Mehmet ve Çetin Altan’ın birer gün ara ile 2001 yılında yazdıkları iki yazı var Türk Internet’inin akibeti ile ilgili olarak. Aradan 7 yıl geçmiş olmasına rağmen Internet’teki tek gelişme ortalama çaptaki altyapı iyileştirmelerinden ibaret, fikren ve düşünsel olarak bir arpa boyu yol kat ettiğimizi düşünen varsa seve seve dinlemeye hazırım.
Ülkemizdeki bu düşünsel kısıtlama ve aşırı denetçilik tutkusu var olduğu sürece gençlerden beklenen geleceğe yönelik innovatif üretimlerle Türkiye’yi bilişim dahil herhangi bir alanda bir yerlere getirme düşüncesi iyimser bir beklentiden öteye gidemez.
Türkiye’de E-Ticaret’ten beklenen gelir sadece Yonja vb. sitelerin el değiştirmelerinden gelen kâr ve bu alanda gençleri sosyal ve kültürel manada kısıtlayan Internet kullanımı arttırmayı hedefleyen bir dikey büyüme ise diyecek birşey yok tabii.
Ama bu ülkenin bilişimcileri, şirket yöneticileri gayet net bildikleri ve normalde olması gereken bilişimin sosyal hayatla olan etkileşiminin Türkiye’deki çarpıklığına hangi sebeplerden değinmezler o da ayrı bir tartışma konusu. Ben dahil her şirket yöneticisinin idareyi eleştirirken ticari menfaatlerimizi de göz önünde bulundurmamız gerektiği konusu tartışılmaz elbette. Fakat akl-ı selim her Türk vatandaşının idrak edebildiği noktalardaki eksiklikleri dile getirmesi ve başarıyı hedefleyen idarenin de bu eleştirileri dikkate alması oturduğumuz koltuklardaki ciro hedefleri ve yönetim görevlerimizden de öte vatandaşlık görevimizdir.
Mehmet Altan (Prizma) - Şaka Gibi
http://arsiv.sabah.com.tr/2001/06/02/y13.html
Çetin Altan (Şeytanın Gör Dediği) - “Ahım gibi ah, var mı acep ahlar içinde”
http://arsiv.sabah.com.tr/2001/06/03/y03.html
O Şarkı (2)… 27 February 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel , 4 yorumBu yazıyı 14 Şubat’da yayınlamak istedim günün anlamı açısından, O Şarkı’nın devamı olsun diye fakat gecikince yazmaktan vazgeçmiştim. Ta ki Antalya’daki bu boş otel odasında kafamı dinleyebilecek biraz boş an bulana dek.
O şarkı’yı aramadığımız monoton günlerimizde yaşadığımız, kıymeti menkulden öte gidemeyen sevgilerdeki manasız arayışlarımızın sonsuzluğunda koşturmaca şeklinde geçiyor yaşam.
İş dünyasında daha fazlası için koşuyoruz, spor salonlarında daha iyi görünmek için koşuyoruz ve dahası dişimizin kovuğundaki iştahımızı doldurmak uğruna birbirimizi bitirmek için koşuyoruz. Hırslarımızın, rol modellerimizin ve toplumsal harcama bilincimizin bize dayattığı sadakatsizliğin sebebini sorgulamak bir yana gündelik hayatımızın bir parçası olarak algılıyoruz. Üzerine yalandan acılar, acıları dindirmek için bi bu kadar daha tatminsizlik dozu alıyoruz. Doymuyoruz, doyamıyoruz…
Gururumuzu okşayan elektronik hazlardan umduğumuz medet telefonumuzdaki birkaç SMS ve bilgisayarlarımızdaki anlık iletilerden ibaretken, O şarkı’nın tınılarından ve sözlerinden aldığımız duygusal hazzı samanalevi sevgilerimiz sayesinde unuttuk.
Her yere bir geç kalmışlık, herşey için bir koşturmaca, her durum için geçici çözümler üretme alışkanlığının dayanılmaz hafifliğinin gelecekte bizlere sunacağı amansız çıkmazlar bilançolarımızda yok maalesef.
Şimdi O şarkı artık zihinlerin özlenen bir köşesinde, belki Seattle’da bir cafe’de yudumlanan bir kahvede, belki Zürih’de bir meydandaki heykelde, belki de yanıbaşımızda İstanbul’da bir alışveriş merkezinin sinema salonunda bir filmde…
Ne? 8 January 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel, Müzik , 3 yorumNe giysek?
Özellikle teknik kökenli veya teknik tarafta çalışan Bilişimcilerin en büyük sıkıntılarından biri de takım elbise giyme zorunluluğu. Maalesef kurumsal bir organizasyon içerisinde yer alıyorsanız ister istemez bazı kurallara uyma gereksiminiz mevcut.
Eğer siz de bu kitle içerisindeyseniz size Sisley‘in yeni kreasyonunu önerebilirim. Zira oldukça rahat ve şık kombinasyonlar yaratabiliyorsunuz, günlük kullanımda oldukça rahatlar.
Geçtiğimiz günlerde bir adet temin edilip denenmiştir tarafımdan.
Ne dinlesek?
2006 yılında kaybettiğimiz Amerikalı ünlü jazz sanatçılarından James Brown‘un en güzel eserlerinden oluşan Living in America albümü geçtiğimiz ay Sony BMG tarafından piyasaya sürüldü. Mutlaka edinilmesi gerekilen arşiv niteliğinde bir albüm, temin etmenizi tavsiye ederim.
Ne izlesek?
Bu aralar pek fazla sinemaya vakit ayıramamakla birlikte en son Şener Şen ve Kenan İmirzalıoğlu‘nun başrollerini oynadığı Kabadayı filmini izledim. Yerli yapımlar arasında izlenebilir bir film fikrimce.
DVD’de ise bugün D&R’da denk geldiğim 80′lerin önemli gruplarından ABC‘nin kliplerinden oluşan Absolutely ABC‘yi edinmenizi tavsiye ederim. Poison Arrow, Look of Love ve How To Be A Millionaire gibi şarkıların videolarını da içermekte.
Büyümez Ölü Çocuklar.. 4 January 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel , 2 yorumÖncelikle dün akşam yaşananlardan sonra bana telefon, mesaj vb. yollarla ulaşıp ailemi ve arkadaşlarımı soran herkese teşekkür ederim. Umarım telefonum bundan sonra yalnızca iyi olaylar sonucunda bu kadar meşgul olur.
Olayın olmuşunda bitmişinde değilim, nedeni ve nasılında da değilim, kim ve nereden olduğunda da değilim. Zira bu ülkede halen bu sorulara yanıt aramanın haddinden fazla saflık olduğu inancını taşıyorum.
Fakat şunu sormak istiyorum; muhtemelen ailesinin yıllar evvel köyünden edilmesinden dolayı o şehirde yaşamak zorunda kalan, 12 yaşında mendil satıp aç kalmamak uğruna yaşam mücadelesi veren o çocuğun yaşam hakkını elinden aldıtan sonra nasıl olacak da rahat uyuyacaksınız?
İnsanlara sağlık ve şifa vermek uğruna yemin etmiş bir kadına sırf omuzlarındaki rütbeleri nedeniyle, ölümle yaşam arasındaki ince çizgiyle yüzleştirirken nasıl rahat uyuyacaksınız?
Peki ya bizler daha ne kadar bu olan biten karşısında üç maymunu oynayacağız? Daha ne kadar hayatımızdaki en önemli öğeleri seçtiğimiz pırlantalar ve bindiğimiz arabalardan ibaret göreceğiz? Günü kurtaracağız?
Hayatımızın içine işleyen bu hızlı tüketim bizi ne zaman tüketecek? insanları daha ne zaman iki tık’la hayatımıza soküp bir tıkla çıkartmaya devam edeceğiz?
Daha ne kadar kendimizi avutacağız?
Tekrar dün beni yalnız bırakmayan kötü gün dostlarıma teşekkür ederim.
Office Servers Service Pack 1 2 January 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel, SharePoint , yorum ekleYeniyılın bol Sharepoint’li ilk çalışma gününden hepinize selamlar. Evveliyatında belirtmek isterim ki MOSS 2007 dahil Exchannge Server 2007 hariç tüm Office Server ailesi ürünleri için beklenen ilk Service Pack olan 2007 Microsoft Office Servers Service Pack 1 Microsoft tarafından yayınlandı.
Sizlere tavsiyem kesinlikle yedek almadan ve ilgili dökümanları okumadan SP1′i yüklemekte aceleci davranmamanız yönünde. Service Pack 1 ile ilgili detaylı bilgiye Onur’un blogundan ulaşabilirsiniz.
Karşılaşacağınız her türlü sorun ve soru için bu siteden veya Facebook’daki EXEDRA grubumuzdan bizlere ulaşabilirsiniz, elimizden geldiğince yardımcı olmak bizi mutlu eder.
Yeni yılla birlikte malum yeni projelerin başlangıçlarının yoğunluğunu yaşadığımız günler içerisindeyiz. Daha evvel bu satırlarda belirttiğim strateji ve planlama konuları hususlarında hassas davranmanız projelerinizin sağlığı ve endüstrimizin selameti açısından oldukça faydalı olacaktır.
Bizlere yeni yıl için oldukça anlamlı bir yazı kaleme alan sevgili Nezih Ünen‘e de tekrar teşekkür ederim. Hepinize sağlıklı ve huzurlu bir sene dileklerimle..
O Şarkı… 31 December 2007
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel, Müzik , 1 yorum eklendi“Bu siteyi takip edenler geçen yılın yeni yıl yazısını hatırlayacaklardır. Hatırlamayanlar buradan okuyabilirler. Bitirdiğimiz bu sene içerisinde olan biteni kısmen bu satırlardan takip etme imkanınız oldu. 2008′e giriş yazısını istedim ki Nezih Ünen yazsın. Kendisi de beni kırmadı, site ve kendi grubunun üyeleri için aşağıdaki yazıyı kaleme aldı. Çok fazla uzatmak istemiyorum, umarım 2008 size mutluluk, sağlık ve başarı dolu günler getirir.”
Sevgili Umut,
2007 yılına girerken hiç tanımadığım birinin hakkımda yazdığı bir yazıyı görünce şaşırmıştım. Umut Aydın imzalı bu yazıda “Nezih Ünen’i bulmak”tan bahsediyordun. Ve işte aynı yıl içinde de tanışmak kısmet oldu. Bu yıl ise sayfan için yazdığım yazıyı pek beğenince dayanamayıp, facebook’taki Nezih Unen Projects adlı grubumun üyeleri ile de paylaştım…
Bir yılı daha arkamızda bıraktık. “Geçmiş”te kaldı 2007 de yaşanmış herşey. Kimimiz mezun oldu, kimimiz bir köpek aldı, kimimiz aşık oldu. Kimimiz yeni doğdu, kimimiz karanlık bir dağın tepesinde vurulup öldü.
Zaman aktı geçti. Geri gelmemecesine. Eylül’de düşen yapraklar çoktan toz olup toprağa karışırken esas hüzünlü olan artık kimsenin onlar için bir şarkı yazmamasıydı. Zaman elektronik çağı. Yırtık pazar filelerinin yerlerini sanal alışveriş sepetlerine, sevgilinin saçı usulca okşanarak yapılan mırıl muhabbetlerin yapıldığı loş odaların yerlerini monitör mavisi chat odalarına bıraktığı dönem. Yeniyetmelik çağımızda hoşlandığımız kişiyle gittiğimiz dans mekanında sabırsızlıkla beklenen “o şarkı” yok artık klüplerde. Onun yerine, hiçbir şeyi bekleme heyecanının tadını anlama şansı elde edememiş yeni kuşak için aralıksız çalan tek bir şarkı var. Ve o, her yerde. Dans mekanlarından alış-veriş yerlerine, spor salonlarından bas ayarına “çüş!” dedirten bazı araba hoparlörlerine kadar her yerde çalan tek bir şarkı!
Elektronik pirzola’nın lezzetinden öte geçmeyen duygu yoğunluğundaki bu şarkıyı, bir traktörün dizel motorunun gürültüsünden ayıran tek şey, traktörün neticede işe yarar bir amacı olması.
Sosyal baronlar sonunda “iştahın dişin kovuğunda” olduğunu ve insanları kolayca gütmenin yolunun da onları sürekli açlığa mahkum edecek şekilde ağızlarını boş bırakmamak olduğunu anladılar. O yüzden asla susmayan bu “tek” şarkı her yerde bizimle. Aniden uzaklardan kulağımıza çalınıp bizi anılara sürükleyecek özlediğimiz “o şarkı”mız yok artık
I-Robot filmindeki (aslında romanındaki) seri üretim robotlar gibiyiz. Nerden baksan bir askeri simetri içeren var oluşumuzla bizi harekete geçirecek düğmeye basılmasını bekliyoruz mekanik eklemlerimizle dans programını uygulamaya sokmak için. Ve aynı hareketleri, aynı hareketleri, aynı hareketleri yapmak için. Hepimiz aynı kişi (robot) olmak, aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamak, “doyasıya” yerine, küçük bir nüans farkıyla, “tıka basa” yaşamanın doyumsuzluğuna batmış halde, “o şarkıyı” özlemeyi unuttuğumuzu unutmuş halde!
Hayatta düşülecek en kötü durum, kötü durumda olduğunun inkarıyla yaşanan kendinden hoşnut olma durumudur.
Bu güne kadar yayınlanmamış bir şarkımda şöyle demiştim:
“Belki de şarkılar gerçek olan,
Aşklar değil…”
Sanırım “O şarkı“yı nerde kaybettiğimizi anlamak o kadar da zor değil. “O aşkı” kaybettiğimiz yere bakmak lazım.
Hepinize sağlıklı ve mutlu yıllar,
Nezih Ünen
S-h-o-pp-ing 5 December 2007
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel, Microsoft , 1 yorum eklendiGün geçmiyor ki İstanbul’da yeni bir alışveriş merkezi kurulmasın. Bu sene başında İstanbul’a 70′e yakın yeni alışveriş merkezi kurulacağına yönelik bir haber okuduğumda şaşırmıştım. Tüketim toplumu olmamızın önemli etkileri tabii ki.
Fakat durup baktığımızda ofisimiz ve evimiz dışında olduğumuz zamnın büyük bir kısmını herşeyi bir arada bulabildiğimiz bu büyük yapıların içerisinde geçirdiğimiz de aşikar. Yanyana kurulu ve aynı mağazaları barındırıyor olmasına rağmen iki alışveriş merkezinin de aynı dolulukta olduğunu görmek gayet mümkün artık.
Dün yolum düştüğünden Bakırköy’de yeni kurulan CapaCity adlı alışveriş merkezini gezme fırsatı buldum ve artık dünyaca tanınmış markaların dışında yurtdışında faaliyet gösteren yerel markaların da ülkemize rağabet ettiğine Andrew’s Ties‘ ı görünce kanaat getirmiş bulundum. Milano’nun güzide markası yalnızca kravat üretmedeki uzmanlıklarıyla benim için özel ve tercih sebebi olmuştur. İlk mağazalarını Capacity’de açmışlar ve birkaç mağaza açma planları varmış. Sevindirici bir haber.
Bununla birlikte 11 Aralıkta Office System Service Pack 1 de yayınlanıyor olacak. SP1 özellikle hata raporlama, Project ve Project Server ile ilgili uyum ve Windows Server 2008 ile ilgili desteğe yönelik güncellemeleri içeriyor olacak.
Light Up The Web & Desktop 30 November 2007
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel, Müzik , yorum ekleBu sabah maalesef üzücü bir haberle güne başladık. Henüz net bir bilgi elde edememekle birlikte kazanın sebebinin bakım şirketi olduğu söyleniyor, tabii ortada dolanan bir diğer gerçeği burada ifade etmekte fayda var ki o da ülkemizin en büyük havayolu bakım şirketinin çalışanlarının bir çoğunun Belediye’den transfer olduğu. Bu denli kritik ve hata kabul etmeyen işleri daima uzmanına yaptırırız malum (!). Umarım kadrolaşma dediğimiz olgunun zararlarını daha büyük acılar görmeden anlayabiliriz.
Geçtiğimiz hafta Patrick tekrar İstanbul’daydı bir haftalık bir eğitim için. Bu kez sadece akşam yeme ve içme durumları için bir araya gelme fırsatı bulabildik. Her zamanki gibi eğlenceli bir akşam geçirdik, hoş bir sohbetti, çok yakında Güney Kutbuna Sharepoint Bayrağı dikmek üzere yola çıkacak. Umarım zararsız ziyansız başarıp gelebilir zira kendisinin daha ürüne ve geliştiricilere sunacağı çok şey mevcut.
Silverlight tarafında önemli gelişmeler mevcut zira yeni sürümde bayağı bir yapısal değişikliği gidilecek. Daha evvel Silverlight 1.1 olarak duyurulan yeni sürüm isim geçtiğimiz günlerde Silverlight 2.0 olarak değiştirildi. CLR (Common Language Runtime), Base Class Libraries, DLR (Dynamic Language Runtime), UI Framework DRM dahilinde birçok yeni özellik ekleniyor olacak.
Yeni Silverlight içerisinde etkin bir WPF (Windows Presentation Fundation) kullanımı da sağlıyor olacak ki bu da Silverlight ile etkileşimli masaüstü uygulamaları geliştirme imkanı sunulması demek.
Hayat Tek Kişilik Bir Gösteri 14 November 2007
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel, Müzik , 2 yorum
Bir buçuk aylık bir aranın hiç bir mazereti olmaz sanırım. Ancak tahmin edilebileceği üzere inanılmaz yoğunluk ve yorgunluk en büyük sebep, ancak bundan sonra ihmal etmeyeceğim. Hatta günü gününe yazmadığım vakitler bulduğunuz yerde şiddet uygulama hakkınız mevcut artık.
Bu üzün dönem içerisinde kişisel ve iş açısından bir çok gelişme oldu ancak ayrıntılara tek tek girmenin faydası olduğunuz düşünmüyorum. Fakat atlanmaması gereken en önemli nokta Nezih Ünen’le nihayet buluştuk
Oldukça keyifli sohbetler ve iş konusunda farklı paylaşımlar içerisinde olduğumuz süreç dahilinde kesinlikle kendisinin ve yaptıklarının olağanüstü olduğunu ifade edebilirim.
Son beş senedir kendisini adadığı belgesel niteliği taşıyan “Lost Songs Of Anatolia” nın karelerini ve üzerine Nezih’in yaptığı oldukça orjinal ve derin düzenlemelerini izleyip dinlerken bu ülkede bu kalitede çalışmaları da yapabilen yeteneklerin mevcudiyeti beni sevindirse de halen kendi kültürümüze, öz’ümüze ve bu ülkenin çocuklarına, insanlarına ait özelliklerin bazı çevrelerce enteresan bakılması durumu beni üzmedi değil.
Özellikle toplumsal uzlaşma ve anlayış gerekliliğinin hat safhada olduğu bu süreç dahilinde birbirimizi, yani “asıl biz” i iyi anlayıp değerlendirmemiz gerekiyor bence.
Bugün teknolojik mevzulara pek değinmek istemedim fakat yarından itibaren tekrar eskisi gibi herşeyden biraz okuyabileceksiniz bu satırlarda.
