Infrastructure Updates for Microsoft Office Servers (KB951297) 16 July 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Microsoft, SharePoint , yorum ekleMicrosoft Office Server ürün ailesinin bazı sorunlarını çözmek, performansını arttırmak ve yeni birkaç özellik daha kazandırmak amacıyla Infrastructure Updates for Microsoft Office Servers adını verdiği bir paket yayınladı. KB951297 kodu ile yayınlanan paket içeriğinde özellikle Kurumsal Arama’ya (Enterprise Search) yönelik yeni ve eğlenceli özellikler var.
Paketin Office Sharepoint Server 2007 için barındırdığı özelliklerden birkaçı:
- Birleşik arama (Federated Search) fonksiyonu gibi yeni arama özellikleri ve yeni bileşik arama dashboard’u.
- Çekirdekte yapılan geliştirme ve yamalar ile “Kurumsal Arama” servisinde performans artışı.
- Platform üzerindeki sorunların yamaları ve performans iyileştirmesi.
- Geliştirilen yamalar ile İçerik Yayınlama (Content Deployment) özelliklerinin performans ve güvenilebilirliğinin arttırılması.
Paket ayrıca Office Project Server 2007 ve Search Server 2008 için de çeşitli önemli yamalar ve performans geliştirmelerini de içerisinde barındırmakta.
Detaylı bilgi için:
http://support.microsoft.com/kb/951297
Paket içeriğindeki yamaların tam listesi için:
http://support.microsoft.com/kb/953750
Paketleri temin edebileceğiniz adresler:
Infrastructure Update for Microsoft Office Servers (KB951297)
Infrastructure Update for Microsoft Office Servers (KB951297), 64-bit edition
Infrastructure Update for Windows SharePoint Services 3.0 (KB951695)
Infrastructure Update for Windows SharePoint Services 3.0 (KB951695), 64-bit edition
Touch Me, Touch Me! 13 July 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Bilişim, Mobilite , yorum ekleHTC P4350‘nin sene-i devriye etmesiyle yeni nesil Touch telefonlardan bir adet edindim. Evveliyatında bu güzel ve ince hediye için advis‘e teşekkür etmek istiyorum.
HTC’ye olan zaafım aşikar. Windows Mobile tercihinizse doğal olarak piyasada elde edebileceğiniz en iyi iki marka HTC ve Samsung ürünleri kanaatimce. Türkiye’de henüz satışa çıkmayan Touch Diamond, benim gibi klavyeli telefon tercih edenlere ilk anlarda biraz zorlu gelebilir. HTC bu sorunu Touch Diamond’da iPhone tarzı büyük bir soft keyboard la kısmen çözmüş. Yeni TouchFlo 3D oldukça kullanışlı bir arayüz sunuyor. HTC’nin optimize ettiği Windows Mobile 6.1 ROM içeren telefon 4GB hafızaya sahip, bunun dışında GPS, Wi-Fi gibi bağlantıların dışında iPhone’da bulunan G-Sensor’de kullanılmış.
Çift kamera ve 3G desteği bulunan telefonda özellikle browser tercihi olarak Opera’nın yapılması da oldukça akıllıca bir hareket. Zira Internet Explorer’ın mobile versiyonu ile web deneyimi kullanıcıyı perişan eder niteliklte. Esasında Microsoft’un bu konu ile ilgili uzun süredir yaptığı bir geliştirme çalışması mevcut hatta Microsoft içerisinde DeepFreeze koduyla bir betası dahi mevcuttu yakın zamanlarda. Öyle sanıyorum ki bu konu ile ilgili gelişmeleri yakında duyuyor olacağız.
iPhone 3G‘ye göre daha küçük ve hafif olan cihaz yeni nesil Windows telefonların yapabileceklerine dair bir özet, Samsung’un da yakın tarihte aynı konsepte bir cihaz çıkaracağını belirtmekte fayda var.
HTC Touch Diamond’la birlikte klavyeli sürümü olan Touch Diamond Pro‘yu da duyurdu. Esasen cihaz şu an pazara çıkmaya tamamiyle hazır, fakat stratejik bir sebepten çıkışı Eylül’e alınmış durumda. Bilmeyenler için bu stratejik nedene hemen değinelim. Daha evvel bu sayfalardan size Sony Ericsson XPERIA X1 hakkında bilgiler verip bu telefonu HTC’nin Sony Ericsson için ürettiğini belirtmiştim. Sony Ericsson bu ürünü bu yaz başına yetiştirmeyi planlıyordu lakin tarihi ileriye atıp Q3 veya Q4′de çıkaracağını duyurdu. Tabii ki ana üretici HTC’nin hemen hemen aynı özelliklere sahip olan Touch Diamond Pro’yu çıkarması daha evvel duyurulan XPERIA X1‘e büyük bir pazar darbesi olacaktı ki bu da iki şirket arasındaki ilişki açısından tabiatiyle nahoş bir vaziyete yol açacaktı.
Şahsen XPERIA X1‘i merakla beklemekteyim, henüz bir prototipi ülkemize ulaşmış değil, gelir gelmez izlenimlerimi paylaşacağım. Fakat günün sonunda Robert Scoble‘la muhabbetlerimizin sonunda mutabık olduğumuz “insanlar artık birden fazla telefon kullanacaklar” fikrine yaklaşıyoruz sanırm.
Son olarak sevgili Aslı ve Trevor Eylül’de Hatfield’da kanserle mücadeleye yardım toplamak için koşuyor olacaklar, Aslı uzun süredir bunun idmanlarına başlamış durumda ama Trevor’ın neler yapacağını hep birlikte merak ediyoruz
Detaylı bilgi ve bağış için:
http://www.run10ksponsorme.org/under50mins
Virtualization? 18 June 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Bilişim, Yazılım, Microsoft , 2 yorum
Geçen hafta Sitebuilders‘daki ateşli tartışma esnasında yazdığım bir yanıtı burada da paylaşmak istedim.
Şahsım adına hem Microsoft hem VMWare tarafında hala alınması gereken çok yol olduğunu düşünüyorum .
Fakat projelerini gerçekleştirdiğimiz üç büyük kurumda ESX üzerine kurulu başta SQL Server 2005, SharePoint Server 2007 ve BizTalk olmak üzere çeşitli platformlarla büyük büyük veri ve transactionlarla dolu üç proje deneyimim oldu.
Bunlardan yalnızca birinde oldukça yetkin bir kullanım olduğundan bize dönen bir sorun olmamakla birlikte donanım açısından gani gani kaynağa sahip iki case’imizin birinde ESX’e geçtiğimiz günün ertesinde SQL Server tarafında çeşitli sorunlarla karşılaşmaya başladık ki bunun başında en basit sorgularda (hatta bazen sorgu olmaksızın) SQL Server’ın CPU kullanımının %100’e vurduğuydu.
Yine herkes tarafından bilinen bir diğer konu veritabanı sistemlerinde asıl performansı belirleyen ölçütün sorgu katmanlarında yapılan geliştirmelerdir. Çoğu versiyon upgradelerinde esas geliştirilen konu da bu katmandır ve veritabanı sistemleri bu katmanda disk/memory vb. öğeleri esas alarak çalışır.
Daha evvel SQL Server ekibinin konu ile ilgili fikirlerini bildiğimden durumu olağan karşıladım, sanallaştırılmış altyapıda I/O kullanımından mütevellit tüm veritabanı sunucusu ürünlerinde (Oracle, SQL Server..) sorunlar yaşandığı herkes tarafından biliniyor. Bu tip sorunlara aynı bizim olayımızda olduğu gibi VMWare sonradan farklı parametrelerle çözümler sunabiliyor ancak çekirdek sorunun orada durduğu herkes tarafından biliniyor.
Elbette yoğunluğu ve büyüklüğü büyük veritabanı ve uygulamaların çalıştığı sanal platformlar mevcut, bizim de production’da çalıştırdığımız projeler de buna dahil, fakat sanallaştırma teknolojileri ne kadar ilerlerse ilerlesin üzerinde çalıştırdıkları iş uygulamaları tarafında gerekli optimizasyonlar ve bu platformlara yönelik geliştirmeler yapılmadığı sürece kritik iş uygulamaları için bir risk olarak görüyorum deneyimlerime dayanarak(!).
Dolayısıyla ortada olan bu tartışma bir Ferrari F430 ve Lamborghini Gallardo’yu normal lastikler takılı olarak akşam 6’da köprü trafiği üzerinde test etmekten öte görünmüyor, netice olarak ne kadar iyi olurlarsa olsunlar yapılabilecek sürat belli.
Ne zaman bu platformlara spesifik iş uygulamaları ortaya çıkar (ki bu kısa vadede olabilecek birşey değil) ve sorunsuz büyük işletmelerde kritik uygulamalarda kullanılır o zaman avantaj ve performans değerleri konuşulur. Aksi takdirde bu ortamlara kurulan salt işletim sistemi ve birkaç gündelik iş yapan uygulamalardan oluşan platformlar üzerine zaten konuşmak manasız.
Elbette sanallaştırma çok büyük kaynak ve yönetim avantajı demek, fikrim ve ümidim kendileri ile birlikte üzerinde koşan uygulamaların da bu platformlara uygun hale getirilip bu avantajları yaşamakla birlikte şahsi tercihim uzun bir süre özellikle kritik sistemlerde kullanmamak yönünde olacak.
IPR? 5 June 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel, Bilişim, İş Dünyası , yorum ekleInternet’in icadından beri en sık duyduğumuz terimlerden biri de IPR’dur. Intellectual Property Rights (Fikri Mülkiyet Hakları) sayesinde Silicon Valley’e sabah otobüsle gelip akşam Porsche ile dönen insanlar, sabahlara kadar kafa patlatıp yatırımcılara iş gösterme maksadıyla kendilerini heder eden bilişim çalışanları ve fikir sahipleri özellikle fikir mülkiyetine daha çok önem ve saygı gösteren Amerika gibi ülkelerde dot.com zamanlarında gayet revaçtaydılar.
Muassır medeniyetlerin belirli aşamalara gelmesinin başlıca sebebi kişilerin bu ve benzeri haklarına olan saygıdan öte bizim çok övündüğümüz ancak reelde pek de sahip olmadığımız ahlak kavramına kendilerinin gerçek manada sahip çıkmalarından kaynaklanıyor. Bu iddiama yaşamın her alanında rastlamanız mümkün, gayri meşru yollardan kazanç elde edenlerin bir süre kötü insan olarak nitelendirilip daha sonra beyfendiden sayılmaları gayet olağan bir durumdur bizde, aynı durum iş dünyası içinde geçerlidir. Bakınız ülkemizdeki korsan yazılım kullanımı ve bunun meşru sayılması, bununla birlikte ülkemizdeki sözde yatırımcıların start-up larda fikir sahibi veya tüm ceremeyi çekip şirket değerini belirli bir aşamaya getiren yöneticilere karşı çiğ tutumları da bizde sıkça rastlanır.
Tabii ki durumu çift taraflı düşünmekte fayda var. Zira ülkemizde fikir sahiplerini koruyan kanunlar olmakla birlikte şirket sözleşmelerinin de kanunlar karşısında yaptırımı mevcut. Ancak yaşanan bir diğer sıkıntı da hiç bir şirketin kuruluş aşamasında reel sermaye belirtmeyip daha sonra iş görenleri sermaye arttırımları ile dışarıda tutulmaları.
Bu yazıyı yazmamın sebebi geçtiğimiz günlerde sevdiğim bir arkadaşımın başına gelen olayları blog’unda anlatmış olması. Deniz’le 99′dan beri tanışıyoruz, kendisini tanıdım tanıyalı ilginç ve yenilikçi fikirler üretip uygulamaya çalışır ki bunlardan en bilindiği ReklamGiy‘dir bildiğim kadarıyla.
Bundan takiben 2,5 yıl evvel Contact Center, Call Center ve CRM ağırlıklı çalıştığım yabancı bir şirketteyken Deniz yine ilginç bir fikirle geldi.
Çağrı merkezlerinin maliyetlerini düşürecek bu yeni servis aslında dışarıda kullandığımız internet üzerinden hizmet veren bir bot gibi görünmekle birlikte Deniz bu sistemin etrafına farklı fonksiyonaliteler eklenebileceğini söylüyordu. Hiç unutmam bir kış günü evime gelmişti köpeği ile (Roco
), bana projeden bahsettikten kısa bir süre sonra Levent civarında TargetYouth ofisinde tekrar bir araya gelip bir görüşme daha yapmıştık, o zamanlar Robodostum olan proje sunumu için benden de bir brief istemişti.
Daha sonra olayın teknolojisi üzerine kafa patlattığı süreler de fikir alışverişinde bulunduk. Ancak sonraları benim EXEDRA ve grup şirketleri ile ilgili olan çalışamalarım sebebiyle konudan uzak kalmak zorunda kaldım.
Geçtiğimiz günlerde Deniz’in blogunda projesinin akıbeti ve deneyimlerini üzülerek ve büyük bir kızgınlıkla okudum. Gelişimin başlangıcını bilen biri olarak bu tür süreçlerin varlığı ve halen ülkemizde gerçek fikir mülkiyetine karşı insanların takınabildiği saygısızca tutum ülkemizde gerçekten iyi iş fikirleri ile kalıcı birşeylerin yapılabileceği ümidini yitirmeme sebep oluyor.
İlgili linkler:
http://denizoktar.wordpress.com/2008/05/25/intellectual-property-rights-botego/
http://denizoktar.wordpress.com/2008/05/28/update-on-botego-post-sue-threat/
http://denizoktar.wordpress.com/2008/05/30/botego-davasi-tartisma-etigi/
Yasaklanacak Ne Kaldı? 8 May 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel, Bilişim , 1 yorum eklendi
Bu hafta bir YouTube geleneği daha gerçekleşti. İşin komik tarafı TK’nın YouTube’dan Türkiye’de resmen temsil edilebilir bir yapıya girmesini istemesi oldu. Öyle bir yapıya hangi genel müdürü kurban ederler bilinmez. Düşünsenize sırf YouTube Türkiye’ye genel müdür’lük yaptığınızdan bir gece evinizde uyurken polis tarafından gözaltına alınmamanız şans meselesi olur.
Daha ne kadar dağa küsen tavşan olup kafamızı kuma gömeceğiz belirsiz. En demokrat geçinen iktidarlar zamanında bile polis devleti olma alışkanlığımızı bırakabilmiş değiliz. Bunun en somut örneğine 1 Mayıs’da şahit olduk.
Aşağıda Mehmet ve Çetin Altan’ın birer gün ara ile 2001 yılında yazdıkları iki yazı var Türk Internet’inin akibeti ile ilgili olarak. Aradan 7 yıl geçmiş olmasına rağmen Internet’teki tek gelişme ortalama çaptaki altyapı iyileştirmelerinden ibaret, fikren ve düşünsel olarak bir arpa boyu yol kat ettiğimizi düşünen varsa seve seve dinlemeye hazırım.
Ülkemizdeki bu düşünsel kısıtlama ve aşırı denetçilik tutkusu var olduğu sürece gençlerden beklenen geleceğe yönelik innovatif üretimlerle Türkiye’yi bilişim dahil herhangi bir alanda bir yerlere getirme düşüncesi iyimser bir beklentiden öteye gidemez.
Türkiye’de E-Ticaret’ten beklenen gelir sadece Yonja vb. sitelerin el değiştirmelerinden gelen kâr ve bu alanda gençleri sosyal ve kültürel manada kısıtlayan Internet kullanımı arttırmayı hedefleyen bir dikey büyüme ise diyecek birşey yok tabii.
Ama bu ülkenin bilişimcileri, şirket yöneticileri gayet net bildikleri ve normalde olması gereken bilişimin sosyal hayatla olan etkileşiminin Türkiye’deki çarpıklığına hangi sebeplerden değinmezler o da ayrı bir tartışma konusu. Ben dahil her şirket yöneticisinin idareyi eleştirirken ticari menfaatlerimizi de göz önünde bulundurmamız gerektiği konusu tartışılmaz elbette. Fakat akl-ı selim her Türk vatandaşının idrak edebildiği noktalardaki eksiklikleri dile getirmesi ve başarıyı hedefleyen idarenin de bu eleştirileri dikkate alması oturduğumuz koltuklardaki ciro hedefleri ve yönetim görevlerimizden de öte vatandaşlık görevimizdir.
Mehmet Altan (Prizma) - Şaka Gibi
http://arsiv.sabah.com.tr/2001/06/02/y13.html
Çetin Altan (Şeytanın Gör Dediği) - “Ahım gibi ah, var mı acep ahlar içinde”
http://arsiv.sabah.com.tr/2001/06/03/y03.html
Delay Post 2 May 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Bilişim, Microsoft, SharePoint , yorum ekle
Oldukça yoğun geçen bir ayın ardından 1 saatlik bir rötar sayesinde yazma fırsatı bulabildim. İstanbul’daki olumsuz hava koşullarından ötürü olsa gerek.
Geçtiğimiz süreçlerde sıkça konuşulan konulardan biri de Google’ın web tabanlı sunduğu ofis uygulamalarıydı. Google Team Apps ile kullanıcılar Hesap Tablolarını, Sunumlarını ve diğer dökümanlarının paylaşımını sağlamakla birlikte ortak takvim kullanımı ve anında mesajlaşma gibi servisleri de edinebiliyorlar.
Son zamanlarda sıkça duyduğum ve yanıtladığım sorulardan biri de Mart ayındaki Sharepoint Conference’da da dile getirildi, o da Microsoft’un SharePoint ile online servislerin sunulduğu bu alana girip girmeyeceği.
Microsoft’un bu alandaki stratejisi net olmakla birlikte bir kez daha şunu hatırlatmakta fayda görüyorum, SharePoint Server’ın hedef kitlesi tamamiyle ortak çalışmayı amaç edinmiş kurum ve kuruluşlardır. Yani kurumsal pazarda yer almaktadır, dolayısıyla Microsoft’un SharePoint Server’ın bu yakşlaşımla online çalışan bir versiyonunu önümüzdeki sürecte çıkaracağı gibi bir strateji ve amacı bulunmuyor. Ülkemiz dahil olmak üzere bu modelle (SLA veya Hosted Services) SharePoint hizmeti verme gayreti gösteren bazı kurumlar da maalesef bekledikleri rağabeti göremediler.
Kurumsal segmentte ortak çalışma çözümü arayan şirketlerde bu hizmeti gerek güvenlik, gerek stabilite gerekçelerinden ötürü online almayı tercih edeceklerin sayısının çok fazla olacağını düşünmüyorum.
SharePoint Conference’da konu ile ilgili sorulan soruya Bill Gates’in yanıtı ayrıca konunun bir diğer açısını da yansıtıyor. Google’ın halihazırdaki tek gelir kalemi son kullanıcı tarafındaki arama işi, gerek mevcut Google uygulamaları, gerekse servislerinin büyük bir kısmı yalnızca son kullanıcıya hitab etmekte.
Bu fikirden yola çıkacak olursak yakın gelecekte Microsoft tarafından SharePoint’i online bir servis olarak sunmasını beklememiz doğru olmaz sanırım.
SharePoint Conference 2008 İstanbul 14 April 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Etkinlik, SharePoint , yorum ekle
Geçtiğimiz Perşembe ve Cuma Türkiye’de ilki gerçekleşen Sharepoint Conference nedeniyle oldukça hareketli geçti. Organizasyon açısından özellikle Onur‘un hatırı sayılır emekleri sayesinde derece başarılı olduğunu söylemek mümkün.
Umuyoruz ki bu tür etkinlikler önümüzdeki dönemlerde de tekrarlanıyor olur.
Konferans ile ilgili detaylı bilgi ve yapılan sunumları aşağıdaki adresten temin edebilirsiniz.
www.sharepointconferenceistanbul.com
Pahalı Açık Sistemler? 31 March 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Bilişim, Yazılım , 5 yorumKoca bir ayı bir tek kelime yazmadan geçirmem sanırım oldukça alışılmışın dışında bir durum olurdu. Geçtiğimiz ayın benim için ziyadesiyle yoğun olmasını buraya yeterince yazamamam sebebiyle anlamak mümkün.
Yine direkt konuya girme niyetindeyim. Oldum olası ülkemiz bilişim sektörünün anlamsız amatörlükle ilerlemesine önemli bir sebep olarak da nitelikli bilişim basınının olmamasını göstermişimdir ki hayati derecede öneme sahip bu sektörün (bilişim basını) bir temsilcisi bugüne değin bu söylemlerim için “hayır kardeşim yanlışsın” dememiştir.
An itibariyle sektör dergisi olarak bizlere her hafta gönderilen ve içine verdiğiniz para kadar haber (aslında basın bülteni) sığdıran bir yayın haricinde sektörel bazda varlık gösteren aklı selim başka bir yayın ne görüldü ne duyuldu. Son kullanıcı pazarına yönelik yayınlarda halen her iki sayıda bir ASP.NET ile “Hello World” yazmayı öğretmekten ve içi yığınla boş uygulamalarla dolu DVD’ler vermekten öte bir adım atmış değiller. Özünde bu yaklaşım benimde vakt-i zamanında yazarlık yaptığım dönemlerde, yani Türkiye’de bu işin ilk başlamasından beri aynıdır. Bilişim ürünleri kullanımında penaterasyonun belirli bir ölçüye ancak gelebildiği bir süreçte olduğumuzu göze alacak olursak son kullanıcıya yönelik bu yayınların halen bu şekilde yayın yapmalarında bir yanlışlık da görmemek gerek esasen.
Sektöre yönelik yayın çıkmamasını da kısmen doğru görmek lazım, Türkiye’de TechRepublic gibi bir yayın olsa buna yazabilecek kaç nitelikli bilişim yazarı veya sektör uzmanı bulunur, dahası böyle bir talep sektörümüzden gelir mi bu da başlıbaşına bir tartışma konusu. Bundan seneler evvel ZDNet’in Türkiye’de bir girişimi olmuştu hatırlayanlar bileceklerdir, fakat o zamanlar da haliyle biraz fazla gelmişti memlekete. Bu konu ile ilgili istikrarlı bir inat sergileyen turk.internet.com ise halen gözümde tek lider.
Bugün bu konuya değinmemin de bir sebebi mevcut. Geçtiğimiz günlerde sevgili Serdar Kuzuloğlu ve Timur Sırt’ın internet projeleri olan teknosohbet.tv‘deki yayınlarından birinde yaptıkları Open Source muhabbetini izledim. Serdar’da Timur’da senelerdir bu sektörün içinde olan insanlar ki Serdar aynı zamanda uzun süredir tanıdığım ve sevdiğim biri. teknosohbet.tv bence son kullanıcılar için oldukça faydalı, Türkiye’de denenmemiş ve özellikle Serdar’ın kendine has üslubuyla başarıyı yakalamış bir proje oldu. Umarım daha uzun süre devam eder.
Öncelikle bazı şeyleri baştan ayırt etmek gerekiyor, Windows-Linux rekabeti ve Açık Kaynak farklı konular, Linux’ın açık kaynak toplulukları ile anılması elbette bu işin amatörleri için oldukça normal ki Serdar ve Timur’da programlarında IBM ve HP’nin Linux pazarından kazandıklarına değinirken bunu da belirtmiş oldular. Açık kaynak topluluğu içerisinde Windows tabanlı sistemlerin de bulunduğu platformlarda sıkça faaliyet göstermekte.
Yıllardır devletimizin neden açık sistemlere (Linux) gibi geçiş yapmayıp Microsoft’a milyon dolarlar harcadığına dair bilgisizliğin göstergesi tartışmalar yapılır Türkiye’de. Oysa bilinmez ki Microsoft’un geçtiğimiz seneye kadar Devlet segmentinden ettiği gelir toplamın %5′i civarındadır ve bu rakam dünya üzerindeki diğer Microsoft ofisleri ile kıyaslandığında aslında pek anlam ifade edecek nitelikte değildir. Bunun sebebi Microsoft’un kamuya yönelik çözümlerde rakiplerinden daha geride olmasından kaynaklanmaz (detaylı bilgi için: http://www.microsoft.com/government).
Bu sektör içerisindeki herkes bilir ki kamuda işlevsellik alım için tek kriter değildir maalesef. Senelerdir Oracle ve IBM kamuya oldukça ciddi satışlar yapmaktadır ve bunların hatırı sayılır bir kısmı da *nix tabanlı sistemlerde faaliyet göstermektedir. Elbette ihtiyacın belirlenip, ölçümlenip, bu doğrultuda uygun implementasyonlar yapmak kamu yararına olacaktır fakat ülkemizdeki en büyük 10 kamu projesini ele alalım, hangi biri tam manasıyla başarıya ulaşmıştır? Veya hangi biri ölçeklenip doğru biçimde uygulanmıştır? Şahsen avukatımın her zaman UYAP’a küfür ettiğine şahit oluyorum, bu ölçekte bir sistemi herhangi bir Linux distro’su üzerinde MySQL ile çalıştırdığımızı düşünmek bile istemem ki burada ORACLE’dan söz ediyoruz ve uygulama sunucuları da ORACLE ve IBM sistemleri üzerinde koşmakta ve emin olun bu sistemler hiç de hafife alınacak platform ve bedellere sahip değiller. Yeterince para harcıyoruz, kocaman serverlar ve sistemler alıyoruz fakat halen verim sağlayamıyoruz, demek ki burada sorulması gereken soru nereye ne kadar lisans ücreti verdiğimizden öte bu tip projelerde ne tür uygulama geliştirme ve entegrasyon yolları izlediğimiz. Ayrıca SQL Server’ın fiyatını yüksek bulan Serdar’a bir de ORACLE tarafındaki fiyatları incelemesini tavsiye ederim
Açık Kaynak (Open Source) ise fikrimce uygun kullanıldığında bir tehditten ziyade, gelecekte platformlara sağlanmış kaçınılmaz bir iş modeli olarak önümüze çıkıyor olacak.
Bu konu ile ilgili sizlere Harvard Business Review‘in Nisan 2008 sayısında yayınlanan ”Open Source: Salvation or Suicide” başlıklı makaleyi okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Anadolu’nun Kayıp Şarkıları 29 March 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Müzik , 1 yorum eklendiwww.anadolununkayipsarkilari.com
O Şarkı (2)… 27 February 2008
Yazan Umut AYDIN, Kategori : Genel , 4 yorumBu yazıyı 14 Şubat’da yayınlamak istedim günün anlamı açısından, O Şarkı’nın devamı olsun diye fakat gecikince yazmaktan vazgeçmiştim. Ta ki Antalya’daki bu boş otel odasında kafamı dinleyebilecek biraz boş an bulana dek.
O şarkı’yı aramadığımız monoton günlerimizde yaşadığımız, kıymeti menkulden öte gidemeyen sevgilerdeki manasız arayışlarımızın sonsuzluğunda koşturmaca şeklinde geçiyor yaşam.
İş dünyasında daha fazlası için koşuyoruz, spor salonlarında daha iyi görünmek için koşuyoruz ve dahası dişimizin kovuğundaki iştahımızı doldurmak uğruna birbirimizi bitirmek için koşuyoruz. Hırslarımızın, rol modellerimizin ve toplumsal harcama bilincimizin bize dayattığı sadakatsizliğin sebebini sorgulamak bir yana gündelik hayatımızın bir parçası olarak algılıyoruz. Üzerine yalandan acılar, acıları dindirmek için bi bu kadar daha tatminsizlik dozu alıyoruz. Doymuyoruz, doyamıyoruz…
Gururumuzu okşayan elektronik hazlardan umduğumuz medet telefonumuzdaki birkaç SMS ve bilgisayarlarımızdaki anlık iletilerden ibaretken, O şarkı’nın tınılarından ve sözlerinden aldığımız duygusal hazzı samanalevi sevgilerimiz sayesinde unuttuk.
Her yere bir geç kalmışlık, herşey için bir koşturmaca, her durum için geçici çözümler üretme alışkanlığının dayanılmaz hafifliğinin gelecekte bizlere sunacağı amansız çıkmazlar bilançolarımızda yok maalesef.
Şimdi O şarkı artık zihinlerin özlenen bir köşesinde, belki Seattle’da bir cafe’de yudumlanan bir kahvede, belki Zürih’de bir meydandaki heykelde, belki de yanıbaşımızda İstanbul’da bir alışveriş merkezinin sinema salonunda bir filmde…







